Tüketimden Gelen Gücümüz"
“Tüketimden Gelen Gücümüz” Üzerine
Son zamanlarda sıkça duyduğumuz bir ifade var: “Tüketimden gelen gücümüz.” İlk bakışta kulağa hoş geliyor. Bireyin tercihlerinin önemli olduğu, bir şeyleri değiştirebileceği hissini veriyor. Ama biraz daha derine indiğimizde, bu söylemin ardında ciddi bir ideolojik bulanıklık olduğunu düşünüyorum.
Bu ifade, gücün kaynağını üretimden değil, tüketimden alındığı varsayımı üzerine kurulu. Oysa Marksist perspektif bize gösteriyor ki, gerçek güç üretim ilişkilerindedir. Yani kim üretiyor, kim artı-değeri yaratıyor, kim çalışıyor – ve bu ilişkiler nasıl örgütleniyor? Asıl cevaplar orada yatıyor.
“Tüketici” kimliği bize kapitalizm tarafından verilmiş bir roldür. Bizlere, sistemin gerçek yapısını sorgulamadan “doğru ürünleri seçerek” bir şeyleri değiştirebileceğimiz hissi dayatılıyor. Ama üretim sürecinde örgütsüz kalan, sömürülmeye devam eden işçi, tüketici tercihiyle özgürleşemez. Tüketici bilinci, sınıf bilincinin yerini tutmaz.
Gücümüzü tüketim alışkanlıklarımızdan değil; emeğimizden, üretimdeki kolektif rolümüzden ve bu rolü örgütlü hale getirdiğimiz ölçüde sistemin çarklarını durdurabilme yeteneğimizden aldığımızı düşünüyorum. Güç, alışveriş yaparken değil, üretimi durdurabildiğimizde ortaya çıkar. Değiştirici olan, kolektif eylem ve sınıf örgütlenmesidir.
Kısacası, “tüketimden gelen güç” kavramı, sınıfsal mücadele perspektifinden bakıldığında ideolojik bir sis perdesinden ibarettir. Bizim gücümüz üretimden gelir. Ve eğer bir şeyleri gerçekten değiştirmek istiyorsak, bunu ancak üretimin gerçek sahipleri olarak, örgütlü bir biçimde yapabiliriz.
Uğur Aktepe
Yorumlar
Yorum Gönder