Kayıtlar

Nisan, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor
Sarachane Meydanı ve Gençliğin Arayışı Üzerine Sarachane’deki eylemlerde en çok dikkatimi çeken şey, farklı toplumsal kesimlerden gelen gençlerin aynı alanda buluşabilme iradesiydi. Bu ülkenin siyasal tarihinde çok sık rastlanan bir manzara değil bu. Aynı miting alanında bir yanda yaşamın dayattığı uyuşukluğa karşı öfkesini içinde biriktirmiş gençler ile yıllarca halk hareketlerine karşı yedeklenmiş "ülkücü" gençler, bir yanda kendini sosyalist gelenekten besleyenler, bir yanda ise daha çok seküler yaşam tarzı üzerinden bir karşı duruş geliştirenler ... Hepsinin ortaklaştığı bir şey vardı: Bu gidişata karşı bir arayış, adalet talebi, söz hakkı istemi ve geleceğe dair bir itiraz. Bu haliyle, ilk bakışta bir umut olarak görülebilir, nitekim öyledir de. Fakat daha derinden bakıldığında, bu birlikteliğin nasıl bir toplumsal zemine oturduğu, neye yaslandığı ve nereye evrileceği daha da önemli hale geliyor. Burada bence altı çizilmesi gereken en önemli şey, gençliğin siyasetle...
Genel Grev Üzerine: Bugün ve Yarına Dair Bir Değerlendirme Bugün sokaklarda yankılanan öfke, adaletsizlik karşısında sessiz kalamayanların çığlığıdır. Ancak bu çığlığın taşıyıcısı olan toplumsal kesimlere baktığımızda, işçi sınıfının büyük ölçüde süreci dışarıdan izlediği bir tabloyla karşı karşıyayız. Emekçi kitle, yaşananları anlamlandırmaya çalışıyor; henüz kendi tarihsel rolünü üstlenmiş değil. Bu durumda, sokakta boy gösteren enerjinin ağırlıklı olarak gençlikten ve küçük burjuva kesimlerden geldiğini tespit etmek gerekir. Üniversite öğrencileri, lise öğrencileri yaşam tarzını korumaya çalışan seküler kalabalıklar... Kimi zaman cesur, kimi zaman dağınık bir karşı koyuş söz konusu. Peki bu manzara içinde “genel grev”, “genel direniş” gibi kavramları telaffuz etmek ne anlama gelir? Öncelikle, bu kavramların nesnel koşulları ile bugünkü toplumsal ve sınıfsal gerçeklik arasında bir açı olduğu açıktır. 12 Eylül darbesiyle başlayan ve AKP rejimiyle zirveye ulaşan karşı-devrim süreci, iş...

Tüketimden Gelen Gücümüz"

“Tüketimden Gelen Gücümüz” Üzerine Son zamanlarda sıkça duyduğumuz bir ifade var: “Tüketimden gelen gücümüz.” İlk bakışta kulağa hoş geliyor. Bireyin tercihlerinin önemli olduğu, bir şeyleri değiştirebileceği hissini veriyor. Ama biraz daha derine indiğimizde, bu söylemin ardında ciddi bir ideolojik bulanıklık olduğunu düşünüyorum. Bu ifade, gücün kaynağını üretimden değil, tüketimden alındığı varsayımı üzerine kurulu. Oysa Marksist perspektif bize gösteriyor ki, gerçek güç üretim ilişkilerindedir. Yani kim üretiyor, kim artı-değeri yaratıyor, kim çalışıyor – ve bu ilişkiler nasıl örgütleniyor? Asıl cevaplar orada yatıyor. “Tüketici” kimliği bize kapitalizm tarafından verilmiş bir roldür. Bizlere, sistemin gerçek yapısını sorgulamadan “doğru ürünleri seçerek” bir şeyleri değiştirebileceğimiz hissi dayatılıyor. Ama üretim sürecinde örgütsüz kalan, sömürülmeye devam eden işçi, tüketici tercihiyle özgürleşemez. Tüketici bilinci, sınıf bilincinin yerini tutmaz. Gücümüzü tüketim alışka...